21 Aralık 2009 Pazartesi

Bu bir gezi yazısı değildir.

Bu yukarıdaki ufak ada bir bakıma bugünkü bilindik hikayenin başladığı yer. Oraya gidene kadar ben de farkında değildim, oturup araştırmayı bırakın Senegal seyahatimin programında gördüğümde Gorée Adası hakkında en ufak bir merak bile uyanmamıştı içimde.

Senegal, Afrika'nın en batısındaki ufak bir ülke. Gorée Adası ki kendisi minicik bir yer, koca kıtanın en en batısı oluyor.

Bir deyişle Amerika kıtasına da en yakın nokta.

Daha da açık olmak gerekirse köle ticaretinin Afrika'daki son durağı..

Zaten adayı çevreleyen binalara dikkatli bakınca tipik koloni mimarisini görebiliyorsunuz. Bu aşağıdaki meşhur pembe bina gibi..


Afrika'nın her yerinden toplanan insanlar köle tacirlerince bu adaya getirildikten sonra bu evin alt takındaki sıkışık bölmelere tıkılıyormuş. Üstün beyaz ırk yukarıda denize sıfır manzaralı ferah odalarında kölelerini Amerika'ya taşıyacak gemileri beklerken Afrikalılar aşağıdaki hayvan barınağından beter bölmelerde aylarca tutuluyormuş.

Evet, köle gemilerinin aşması gereken koca bir okyanus olduğu düşünülürse gemilerin yaptığı ring seferden dönmesi ayları buluyormuş.

Aşağıdaki fotoğrafları ne kadar iyi yansıtıyor bilemiyorum ama ben bu bölmelere girdiğimde bunlardan çok daha iyi koşullarda ahır ve ağıllar gördüğümü anımsamıştım.



Köle tacirlerlerinin hayvandan kötü muameleye layık gördükleri bu insanların nasıl oluyorsa zeki de olabileceklerini biliyor olmalıymışlar ki kaçma ihtimallerine karşın odanın penceresini dışarı doğru uzanan bu daracık çıkıntı olarak yapmışlar. Bölmenin iç avluya açılan kısmında öyle bir paranoya yok dikkat ederseniz.
Bu penceresiz ve alçak tavanlı bölme ise cezalandırılan Afrikalıların tıkıldıkları yermiş. Muhtemelen bir şekilde kaçmaya ya da isyan etmeye teşebbüs eden cesur girişimlerin karanlık sonuydu burası.

Evlerinden koparılan bu insanlar, buralarda böylesine bir eziyetle alıkonulduktan sonra da hayatlarının geri kalanında sahipleri için çalışacakları o çok uzaktaki kıtaya götürülmüşler.

Sonrasını zaten hepimiz biliyoruz..

5 yorum:

Serhat dedi ki...

Eskiden fiziki gücü için köleler kullanılıyordu ve bu koşullar bir çeşit eleme yapılmasına olanak sağlıyordu: dayanabilen sağlamlar ve dayanamayan çürükler.

Bedenen rahata erdiğimiz şu günlerde, birçok marka, firma, ünlü, sanatçı ve siyasetçinin beynimize yaptığı eziyetin o günlerden eksik olduğunu düşünmüyorum.

Ama illede böyle çilekeş şeyler görmek istiyorsak büyük giyim firmalarının küçük atölyelerde çalşıtırdığı insanlara bakabiliriz.

Paylaştığınız için teşekkür ederim... Mutlu günler..

Uyumsuz dedi ki...

Çile ve eziyet her yerde her zaman devam ediyor. Bu biraz da bazılarının gerçekten doğuştan şanssız olmasınının açık kanıtı bence.

Serhat dedi ki...

Çok dorğu bir tespit, tam olarak anlatmak istediğim buydu.

JoA dedi ki...

sen ne güzel yerlere gidiyorsun yahu, bayılıyorum:) (biliyorum, bu bir gezi yazısı değil)

anlattıklarının acı olmasından ziyade (o zaten kuşku götürmez), anlatış tarzındaki "parmakla işaret edip açıklama, ama bunu yaparken ne duygusal ne de duygusuz olma" hali çok ilgilendiriyor beni. uyumsuzsun filan ama bayılıyorum bu tür yazılarını okumaya :-P

ve özgürlük ve kölelik ve şans... bazı şeylere insan dirense de olmuyor, olamıyor.

Uyumsuz dedi ki...

JoAcim, cok tesekkur ederim. Senegal`e gideli iki seneyi gecti, ben ancak oturup yazabildim. Daha gitmeme aylar kala beni cok heyecanlandiran, basindan sonuna kadar da cok farkli duygular yasatan bir gezi olmustu. Herkesin yolu mutlaka bir gun Afrika`dan gecer umarim :)