8 Ocak 2009 Perşembe

Kaybedenler klübü

Her dönem alt kültürde mutlaka aykırıların de kendi içlerinde öne çıktığı moda atılımlar olmuştur. Çoğunlukla da bunun altında isyan vardır.
Punk akımı 70li yılların gözü, kulağı neredeyse her duyuyu taciz eden anarşist yayılımı en bilinen alt kültür patlamasıdır. Bilmeyenler için kafası yarım yamalak kazınmış, diken ve renkli saçlar, çivili deri ceketler olarak algılanırlar . Oysa sadece kıyafet yansımasının altında işçi sınıfının yoksulluğu ve turizmden başka hiçbir şeye hitap etmeyen monarşik yapının boşluğuna karşı bir ayaklanmadır bu punk akımı.
Bir bakıma sosyal ve ekonomik açıdan toplumun dip kazıntılarının kaybeden olmaya karşı isyanıdır. Aynı zamanda kaybeden olmanın da bir nevi haklı gururudur.

90'lı yılların sonlarına doğru hareketlenen bir başka kaybeden duruşu da kendilerine açık ve net biçimde Kaybedenler diyen pasif, tembel ve nihilist gençlerden gelmiştir. Üniversiteye giremedim, üniversiteye girdim ama sınıfta kaldım, üniversite bitti ama işsizim, sevgilim de yok, param da, zaten de çirkinim, ben şöyle bir köşeye kıvrılır içkimle sigaramı içerim söylemlerindeki entel arabesk eziklerden başka bir şey değildir bu kaybetmişler.
Aslında kaybetmeyi baştan gönüllü kabullenmişlerdir, çünkü idolleri Charles Bukowski'den öğrendikleri Kaybeden olmanın o dayanılmaz karizmasını sevmişlerdir. İster maske olsun, ister işlerine gelsin geceleri Kent FM'de sarhoş Mete Avunduk'u dinleyip kendilerinden birşey bulan bu topluluk da sonuçta bir nevi isyanı temsil eder ve bu moddan depresyona girmeden sıyrılmayı çok iyi başarmışladır. Zira ben artık etrafta Kaybeden olmayı çekici sayan ama kaybetmiş olmaktan dolayı da kendini yok sayan kimseyi görmüyorum artık.

Bir de hayatın her adımınında dişiyle tırnağıyla kazıyarak ayakta kalabilmiş ama ilişki içinde karşı tarafa boynu bükük duran kaybedenler vardır. Çoğunluğu kadındır ve haklı da olsalar, haksız da bunlar sürekli erkeğini kovalarlar. Onlar kovaladıkça erkek kaçar, kaçan değere biner, kovalayan gözden düşer ve sonuçta kaybeder. Kendi değerini ortaya koymadığı için karşı taraf da ona değer vermez. İsyan edemediği için karşı taraf sesini işitmez. Böylece kaybeden olmanın en yalnız halini yaşarlar. Her daim yanlarında olup sırtlarını sıvazlayan kader arkadaşlarını saymazsak tabi..

9 yorum:

JoA dedi ki...

çok güzel özet. ama kendimi tıkıştıramadım bir yerlere. özel yazı istiyorum, bana ne!

Uyumsuz dedi ki...

e demek ki kaybeden oldugunu sanarak yanılıyormuşsun bunca zaman hanfendü :)

WindRider dedi ki...

:)
gülümseyerek okudum yahu...

bir de, eğer özel yazı yazıyorsanız, ben de isterim bir tane o zaman.

eh keh..

pisikopati dedi ki...

Gerçek kaybedenleri tenzih ederek,
ben çok sıkılıyorum bu kendine "kaybeden" süsü verenlerden. Atlatılamamış bir ergenlik hali gibi geliyor bana. Hele de hiç kimsenin kendisini anlamadığından yakınan 30lu 40lı yaşlardaki tiplere sıkı bir kafa atmak istiyorum. Çoğunda bu hal sırıtıyor üstüne üstlük. Bir de her bir boku olduğu halde hala etrafındaki insanların şusuna busuna imrenen, kendi hayatına sürekli yazıklanan tipler var ki onlara iyice sinir oluyorum. Daha bu sabah başıma geldi. Komşunun 18 yaşındaki oğluna alfa romeo almasına söyleniyorlardı. Ulan herife bak ne şanslı, biz altımıza bir kıçıkırık unoyu zor çektik diye. Öff be dedim içimden siktirin gidin hepiniz. Bu onların var da benim niye yok yazıklanmasına özellikle mal mülkle ilgili olanlara hiç tahammül edemiyorum. Lan unon var daha ne istiyorsun. Başka ülkeleri geçtim,yurdunda milyonlarca insan yalınayak başı kabak, karnı aç sersefil yaşamaya çalışıyor senin gözün hala, onda var bende niye yokta. Benim de hayatımda bir sürü eksik, yolunda gitmeyen şey var ama başkasında olanları kıskanıp kendi hayatına kahretme olayından hiç hoşlanmıyorum.

Asabi miyim ne bugün:)

Uyumsuz dedi ki...

Psikopati süpersin bence asabi falan degil, gerçekten çok iyi anlatmışsın gene. Benzerini ben de yaşıyorum hep. Zaten toplu topu ikibin üç bin tane süper lüks içinde yaşayan zengin var, biz geriye kalan yetmiş küsur milyon halk adamların malini mülkünü ağzımızda sakız ede ede bitirdik valla. Hayır, sen bugun komşunun Alfa Romeo'suna özenirken yarın sabah uyandığında Uno'nun yerinde yeller estiğini görünce ne yapacaksın bakalım ? O zaman mı değere binecek yani Uno'n Allahın aç gözlüsü !! diyerekten hiç tanımadığım bu insana ben de buradan lafımı yetiştiriyorum :))

karalamaca dedi ki...

hocamadresi verin acilen, çalıyım ben bu adamın unosunu.
belediye otobüsünde takılsın bir süre, o zaman anlar unonun kıymetini:)

a.c. krc dedi ki...

çok güzel bi derleme. Şimdi moda iş de olsa çalışmam, düzenli yaşayamam, hiç bir kişiye ve yere bağlanamam ne olursa olsun dünya yıkılsa beni ilgilendirmez modunda olma. Bizzat temsilcisiyim bu akımın..

Uyumsuz dedi ki...

öyle diyorsun ama blog sayfasında o özen, o tasarım, arada ingilizce notlar, hiç de tembel bir adamdan çıkmışa benzemiyor komşu ;)

OrbY... dedi ki...

Kendi değerini ortaya koymadığı için karşı taraf da ona değer vermez. İsyan edemediği için karşı taraf sesini işitmez. Böylece kaybeden olmanın en yalnız halini yaşarlar.

Bu işte..Sorumun cevabı bu..Saol..