4 Nisan 2011 Pazartesi

Ben bilmem, beyim bilir

Geçen hafta cumartesi seyahatten sabah beşe doğru geldim eve. Uyandım evde elektrik kesik. Önce beklesem mi oldum; sonra dayanamadım site güvenliğini aradım sordum. İyki de sormuşum, yalnızca bizim ev kesikmiş. Sigortalara baktım birşey yoktu ama güvenlik, görevli gönderdi apartmanın altındaki sigortalara baksın diye.

Çok geçmeden elektrikler de görevli de geldi. Adama sabah uyandım elektrikler yoktu dedim, buzdolabı olabilir dedi.

Aslında bir sene evvel evde oturmuş televizyon izlerken de bir anda voltaj düşmüş sonra evin sigortaları teker teker atmıştı. Ondan bahsettim adama, yok yok dedi hemen, o zamanki başkaymış, bu sefer evde birşey kullanmadan sigorta attıysa buzdolabınızı kontrol ettirin dedi gitti.


Eh dedim, işten anlayan o, gerçi buzdolabı bir yamuk yapsa anlardım ama neyse. Elektrik geldi ya mutluyum.


Sonra kahvaltımı hazırladım televizyon karşısına geçtim, o ne ! Bu sefer de Digitürk gitmiş. Hıı dedim bu sigorta yüzünden ayarları kaydı herhalde. Kurulumu baştan yaptım olmadı. Hiçbir kanalı bulamıyor.

Digitürk'ü aradım, servis göndermek şart dedi. E iyi madem öyle, gelsin bakalım dedim.


Sonra hadi dedim eşimi arayayım da anlatayım durumu. Önce elektriklerden başladım, buzdolabı sorunlu sanırım diye girdim, o ise sabah tost yaparken elektrikler gitti dedi. E yani buzdolabı günahsız bu durumda. Çünkü tost makinası bir süre önce bozulmuş, servise vermek yerine bu işlerden anlayan bir tanıdığımıza makinayı yaptırmıştık. Belli ki tost makinası aslında pek olmamış. Daha ilk kullanımda sigortaları attırmış.


Digitürk diye anlattım, servise gerek yok, site yönetimini ara gelir yaparlar dedi. E iyi de bu Digitürk, sitedeki ustalar ne alaka dedim, yok yok yaparlar. Eh iyi dedim aradım yönetimi.


Telefonu açan adam hanfendi Digitürk ile ne alakamız var, servisi çağırın diye girdi direkt. E ama hani belki uydu falan diyecek oldum hayır servisi arayın biz bakmıyoruz diye tıktı lafı ağzıma.


Ülen dedim. Zaten güne iki sıfır yenik başlamışım bir de üstüne kadın kısmısı siz ne anlarsınız tripleri yemek tuz biber ekti.

Karşısında kadın görünce hah yarım akıllı şimdi laf anlamaz bu deyip beş yaş zeka seviyesinde biriyle iletişim kurar gibi hal almaları canıma tak etti tabi ve bıraktım uğraşmayı.

Madem herifler pek meraklı herifleri muhattap görmeyi bundan sonra da böyle artık, beni aramayın, bana anlatmayın, ben bilmem beyim bilir !

29 Mart 2011 Salı

Gündem nereden nereye

İbahim Tatlıses vuruldu, bir hafta ana haber bültenlerinde, orada burada gündemden inmedi haberi. Adam ölse herhalde bir yıl konuşacak malzemesi olurdu medyanın.

Bu gündem yaratma ve gündemdeki her hangi bir haberi abartı hale getirme misyonuna bayılıyor sevgili medyamız. Balık hafıza halkımız da oradan oraya sürüklenip gaza gelmeye zaten dünden razı.

Mesela tam şu günlerde hazır Kayseri'den kaybolmuş üç çocuğun ortaya çıkan cesetleriyle katilinin yakalanması haberi varken medya hemen sübyancı haberlerini kovalamaya başladı. Zanlılar yakalandı haberleri yapıldıkça milletçe içimizin yağı erimeye başladı.

E iyi de bu yakalananlar gerçek suçlularsa adli tıp "çocuğun rızasıyla gerçekleşmiş" raporu verip hepsini salıverecek zaten. Bunu daha önce de yaşamadık mı ? Tıpkı daha ergen bile olmamış kızı mahveden otuz küsür herif ve meşhur Hüseyin Üzmez gibi...

Yani bu daha önce defalarca izlediğimiz filmde en heyecanlı yere gelindiğinde tıpkı coşan alık sinema seyircisi gibi alkış tutmaya benziyor ? Bu filmin sonu hep aynı bitmiyor mu ?

Diyeceğim o ki, bu medya her hafta kendine popüler konu seçmeye devam etsin. Pek etkisinde kalmamakta fayda var. Çünkü bir hafta Tatlıses vah vah bir hafta, pis sapıklar ah ah'la olacak iş değil bu.

11 Mart 2011 Cuma

En sevilen film Trafik Kazası

İnsanlık olarak trafik yüzünden sürekli söyleniriz, araca bindiğimiz anda gitmek istediğimiz yere bir an önce gitmek için yanıp tutuşuruz. Ama yol kenarında ufacık bir aksyon gördük mü mal mal bakmak için yavaşlamadan da edemeyiz.

Bir nevi tren görmüş öküzden farkımız kalmıyor desek yeridir !

Geçen gün yine oldu. 2. Köprü yolunda cumartesi sabahı deli bir trafik. İlerledikçe gördük ki orta şeritte iki üç araç zincirleme kaza yapmış. Ama trafiğin trajik olmasının sebebi kazadan çok oradaki ambulans. Acaba yaralı mı var, kan var mı, beyinler yerlere mi saçılmış, kaç kişi ölmüş diye bakmadan edemeyen meraklı tipler de hem geliş hem de gidiş olmak üzere bu bakma sevdası uğruna trafiği katletmişler.

Dünyada bundan daha bön bir bakış var mıdır acaba ? Siz kaza geçirmişsiniz, araçta ilk yardım uygulanıyor, o sırada yanınızdan gelip geçen yüzlerce araç içinden aynı salak bakışlar !

Sağlık görevlileri bile trafiğin iptal olmasından bezmiş, polisler gibi araçlara geç geç işareti yapıyorlardı.

Sadece kaza merakı değil, yolda sizi polis çevirse millet gene transa geçmiş gibi polis-şöför görüşmesine odaklanıyor. Hayır sanki polis aracının yanında polisle ne konuşulduğunu, kaç lira ceza yediğini anlıyorlarmış gibi bu ne merak ?

Benim hem trafiği hem de kazazedeyi sırf bakışlar yüzünden kendini kurbanlık koyun gibi hissetirmekten kurtaracak bir önerim var. En çok Grand Prix yarışmalarında kullanılan kaza yerine anında çekilen branda uygulaması. Polis, ambulans, artık kaza yerine gelen ilk görevli ekip kimse derhal insanları sapıkça cezbeden o manzaradan koparacak örtüyü çeksinler.

Seyredecek eğlence olmayınca insanlık da araç başındaki asli görevini tamamlamak üzere hızını değiştirmeden yoluna devam edecek ve böylece hepimiz huzura kavuşacağız diye inanıyorum.

2 Mart 2011 Çarşamba

Digiturk gerçeği

Digitürk geçen yıl SüperLig maçlarını yayınlayabilmek için Türk Telekom ile ihalede kıran kırana bir mücadeleye girmişti. Sonunda da oldukça yüksek bir meblağ karşılığında yayın hakkını kazandı.

Bundan sonrasında Digitürk'teki gelişmeler ise şöyle oldu.

- Sittin senedir oynattığı çoktan bitmiş ya da eski sezon dizileri aynen oynatmaya devam etti (Bakınız: Everybody Loves Raymond, Friends, Will&Grace, Everybody Hates Chris, Sex And The City, Boston Legal, Brothers And Sisters, Medium, Numb3ers, Arli$$..)

- Yeni diziler diye süper dandik şeyleri göstermeye başladı ( Bakınız: Mike&Molly, Glee, Undercovers, The Good Wife, Detroit 1-8-7, This is Not My Life, Dark Blue, Human Target, Miami Medical...)

- Sinema kanallarını güya temalara bölüp kanal sayısını arttırdı ne var ki hala eski püskü filmler kanallar arası gezinip duruyor.

- Paralı olan salonlarda bile gösterime soktuğu filmlerin çoğu sinemalarda gösterime girmeye değer görülmemiş ya da çocuk filmlerinden oluşuyor.

- Bu arada zam yapmaktan geri kalmadı.

- MTV ve DreamTV uçtu.

- Yayının ortasında altan, sağdan, soldan çıkan reklam terörü başladı. ( Bu reklamı kapatıyorsunuz gene açılıyor, gene açılıyor, en az 4 kere sizi uğraştıyor, bu süre içinde kanal değiştirmek acı çektiriyor ve eğer alt yazılı film izliyorsanız alt yazı uçuveriyor )

Yani bakıyorum da, o ihalenin acısını Digitürk'ü salt futbol izleme aygıtı olarak görmeyen benim gibi insanlar çekmiş.

Şimdi ise hem Digitürk'e para verip hem de evimden bu blog sayfasına giriş yapamıyorum. Neden ? Digitürk öyle uygun görmüş, Internet üzerinden maç yayınlayan sayfaları bahane edip tüm blog sitelerine erişimi engellemiş.

Yani kendi evimde sansüre uğramak için resmen para ödüyorum adamlara!

Güya dijital platform ama koskoca Internete sansür uygulayabilecek kadar analog kafada kalmış.

Bu yasaklamayı haklı görenlere de bir çift sözüm var. Blog sayfalarına konan yasak Youtube yasağı gibi üç beş komik video ya da kaçırdığınız dizilerden sizi mahrum bırakmaz. Bugün aklı başında, hür iradeli, hızlı, bağımsız ve menfaat gözetmeyen yegane bilgi paylaşım araçları bloglardır. Bu kadar kolay yasaklanabilir olduğuna gerçekten inanıyorsanız yalnızca Internet'te sansüre değil özgür iradeye de karşısınız demektir.

Bunu baştan kabul edin..

http://www.blogumadokunma.com/

21 Şubat 2011 Pazartesi

"Bayan"ını da al çek git !

Türkçe'deki şu iki sözcüğe sabrım yok:

Bayan ve şarz !

Zaten her ikisinin de Türkçe'de varolan sözcükler olduğundan da şüpheliyim. "Şarz" kesin yok tabi ama ağızlardan eksik olmuyor ki bir türlü. Sanki halkımız cep telefonuyla tanışana kadar J diye bir harf yoktu dilde ! "Şarj" öyle dilinin dönmesi işkence bir sözcük de değil ki yahu, neymiş bu "şarz" merakı !

Duyduğum yerde söyleyenin ağzına tıkıyorum açıkçası. Şarj sözcüğüne aşkımdan değil dilin kötü kullanımına karşı tahammülsüzlüğümden tabi ki.

Gelelim "bayan"a. Türkçe'de bundan daha zorlama bir sözcük var mı acaba ? Erkek olan insana erkek diyoruz da kadın olunca bayan mı oluyor, ne bu şimdi ?

Tamam, bir kadından bahsederken o kadın demek kulağa kaba geliyor olabilir, o zaman hanım diye bahset, hanımefendi diye seslen, mümkünse yirmibeş altıysa da kız de geç. Ne bu nazik olacağım diye bay'dan zorla türeme bayan merakı ?

Mutluyum ki basketbol ve voleybol ligleri artık bayanlar değil kadınlar ligi diye geçiyor !

Ama geriye kalan milyonlarca kıro hala bayan diye diretmekte.

Şarz hatalı bir sözcük ama en azından kulağa bayan sözcüğü kadar felaket gelmiyor, benden söylemesi !

14 Şubat 2011 Pazartesi

14 şubat şeysi

Bugün o kutlu gün. Ve diyebilirim ki sabahtan beri cep telefonuma gelen kısa mesajların haddi hesabı yok. Çiçekçilerle bankalar el birliği etmiş, bugün para harcamam için teklif üstüne teklif yağdırıyorlar.

Kışın en dandik günlerini yaşadığımız şu günlerde, üstelik de gri ve sevimsiz bir pazartesinden en iyi şekilde faydalanmanın becerisi bu olsa gerek.


Kapitalist düzende yaşıyorsak bu tür kandırmacalara da pek ses etmemek gerekiyor. İsteyen sevdiceğiyle normalin üç katı parayı gözden çıkarıp akşam yemeği yer, isteyen de evinde başbaşa bir şişe şarapla geçirir geceyi. Bu aslına bakarsanız kimseyi ilgilendirmez. Mesele gelen bu seçeneklerden size uygun olanı seçmek.


Ben sadece Sevgililer Günü mağdurlarına biraz acıyor biraz da gülüyorum. Kişisel olarak hiçbir önemi olmayan, yılbaşı ya da dini bayram gibi herkesi de ilgilendirmeyen, iki arada kalmış, tatil değil, birşey değil böylesi bir gündeki beklentiler yıpranmalara sebep olabiliyor.

İşyerlerinde çalışan kadınlara çiçekler geliyor. Bir ilişkisi olmayanların mesela şu saatlerde kendilerini şanslı saymaları lazım. Diğerleri, bu konuşulmamış, karşı tarafın da nasıl baktığı belli olmayan gün yüzünden çiçek gelir mi, gelmez mi diye stresle bekleyip duruyorlar. Hele bir de uyuz oldukları tiplere sevgililerinden jestler yapıldığını gördükçe günün anlam ve önemi gözlerinde nasıl da artıyordur kimbilir. Romantik gün sözde, ama kadın orada saçını başını yoluyor, bir demet çiçek uğruna :)

Bu kadar kafa patlatmaya, karşı duruş ya da kapılmaya değer mi ? Hiç sanmıyorum. İnsanların hayat tarzları başkalarını rahatsız etmediği sürece kendi meseleleri değil mi ? Ha sizi ne kadar rahatsız ediyor bu günün kutlamaları, o da biraz sizin kişisel meseleniz artık.

8 Şubat 2011 Salı

Nazar

Sanıyorum yer yüzünde nazara inanmayan toplum yok. HSBC'nin eski reklamlarından hatırlıyorum da her kültürün kendine ait nazar simgesi var. Tabi bunlar ne denli kalkan oluşturur fikrim yok ama ben nazara, yani nazar adı altında insanların saçtığı o korkunç negatif enerjiye paranoyak derecesinde inananan biriyim.

Bizdeki nazarın sembolünün de göz olması tesadüf değil elbet. Çünkü ne yazık ki insanların içlerinde sıkışıp kalmış kıskançlıkların, kötü niyetlerin yani sizi yıpratacak gücün açık verdiği tek yer gözler oluyor.

Yeni çantanızın kayışı akşama elinizde kaldığında, ya da bir hafta öncesinden planladığınız akşam programı son dakika gribi yüzünden patlamışsa yirmi dört saat gerisini düşünün hemen. Mutlaka bakışlarındaki farklılığı yakaladığınız birileri gelecektir aklınıza. İşte ona kem göz diyoruz.

Tıpkı tüm boyutlardaki gibi gibi bizim günlük yaşamda da kötülük iyilikten daha güçlü olduğundan bence genelde kazanan nazar oluyor. Sizi tüm iyi niyetiyle, dualarıyla koruyan sevdiklerinize karşın araya illa ki bir nazar karışıyor.

Ben nazara karşı yapılan hiçbir fiili eylemin yeterli bir püskürtme etkisinde olmadığına inanıyorum. Eğer birini kıskandırdıysanız artık dönüşü olmayan bir yola girilmiş demektir.

Söyledim ya paranoyak bir bakış açım var, ne yazık ki söz konusu nazar olunca iyimser olamıyorum.

Yine de benim gibi karamsar bakış açısından bile gelebilecek nazar-savar taktikleri var:

En önemlisi asla böbürlenmemek, insanların gözüne sokarcasına ifşa etmemek ve henüz gerçekleşmemiş planlardan kesin olacakmış gibi bir iddiada bulunmamak. Zaten bu üç hareketten biri bile bırakın nazarı çevrenizi uyuz etmeye yeter.

Nazar yarası aldıysanız da bunun sizi yıldırmasına izin vermeyin. En kötü nazarın bile aslında ufak tefek sıyrıklar olduğunu ve sizi aldığınız yoldan döndüremeyeceğini unutmayın. Nazar aslında anlık ve ufak yaralardır, sadece onların başınıza gelmesinden dolayı yaşadığınız moral bozukluğu sizi çökertebilir.

Bir de nazar dedektörlerinizi açmanızda fayda var. Mutlaka ama mutlaka o bir çift gözü fark edeceksinizdir. O insanı tanımasam da açıkça söyleyebilirim ki sizin için iyi biri değildir o, kendinizi uzak tutmakta fayda var.