4 Haziran 2009 Perşembe

Unutulmuş, birer birer..

Beşiktaş - Üsküdar arasındaki motorlarındaydım bir akşam. Sıralı koltuklar yerine beş altı kişinin karşılıklı oturduğu masalara geçmiştim. Bilen bilir, o yol en fazla on dakika sürer. Ve o kısacık sürede yanındaki arkadaşıyla sohbet eden bir kız çantasından kurutulmuş meyveler çıkarıp arkadaşına ikram ettikten sonra bize dönüp masadakilere de tek tek ister miyiz diye sordu. Bu nazik hareketten dolayı hem şaşırmış hem de kıza karşı içim sevgi dolmuştu.
Hiçbirimiz o ondakikada karşımızda iki tane kurukayısı yedi diye kızı ayıplamayakacaktık kuşkusuz. Yani beklenen zaten kızın ikramda bulunmamasıydı. Oysa İstanbul dışındaki herkes için de kızdan beklenen tam tersi olmalı.

Misafirperverizdir diye övündüğümüz kültürümüzün içinde barındırdığı bir çok iyi niyetli yaklaşımı bu kentte yok etmişiz. Hatta öldürüp geride izini bile bırakmamışız bu adetlerin.

Zaten o yüzden de bu kalabalık kentte insan kendini bazen bir başına ve çok çaresiz hissedebiliyor.

Çünkü bu kentte başka yerlerde çat kapı gelen insanlar tanrı misafiri kabul edilip evlerine buyur edilirken bizde davetsiz misafir olarak damgalanıyor.

Başka yerlerde karnını doyuran birinin yanından geçerken siz ona afiyet olsun dersiniz o da sizi mutlaka Allah ne verdiyse paylaşmaya davet eder sofrasına. Oysa İstanbul'da afiyet olsun temennisinin karşılığı dolu bir ağızdan çıkan teşekkür olarak kalıyor.

İstanbul'da tek başınıza arabanızla yolda kalsanız; ya da anahtarsız kalıp kendi eviniz size kapı duvar olsa ve hiç bir yakınınıza o anda ulaşamasanız sizin için dünyanın sonu geldi demektir.

İstanbul dışında yaşayan biri içinse bu sadece olağan bir gündür. Birileri ona yardım elini uzatacaktır zaten.
Sonra günün birinde hiç tanımadığınız biri size kendi yiyeceğinden ikram ettiğinde ya da yol sorduğunuz bir kişinin size adres tarif etmekle kalmıyıp arabasıyla onu takip etmenizi söyleyip sizi gitmek istediğiniz yere kadar götürmeyi teklif ettiğinde şaşırıp kalıyorsunuz. Benim hoşuma gidiyor, ama kimbilir, kendini İstanbul'un soğuk kanunlarına kaptırmış bir başkası şüphe ve hatta paranoyaya kapılabilir bu yaklaşımlar karşısında.
Adet ya da yaklaşım da değil aslında, bunlar bizi biz yapan ama artık unutup bilinç altına attığımız huy ve alışkanlıklar. Ve yazık ki çoğu İstanbul'da yaşatılmaya hakkı kalmamış güzel, insanca davranışlar..

5 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Ne yazık ki toplumca yaşadığımız paranoya, bizi bu adetleri unutturmaya mahkum etti, artık biri bize bir şey ikram etse acaba ilaçlı mı?, kapımızı tanımadık biri çalsa bir sapık mı?? gözüyle bakıyoruz , bakmak zorunda kalıyoruz. Yol sormak için bir araba yaklaşssa tedirgince geri çekiliyoruz. Okurken farkettim de ne hoşluklar kaçırıyoruz.

Uyumsuz dedi ki...

Yıllar önce Viyana'da erkek arkadaşımla elimizdeki fotoğraf makinasını kurmaya calisip kendimizin resmini çekmeye çalışıyorduk. O sırada bir çocuk geldi yanımıza, Türkiyeden gelmişsiniz ben çekeyim fotoğrafınızı diye teklif etti. Biz İstanbul'lu iki yabani tereddüt ederek verdik makinayı hemşerimize. Aman çalar mı şimdi kesin koşup uzaklaşacak makinayla diye nasıl bir poz verdik düşünebilirsin :)
Yazık valla, insanlık mı öldü, biz mi fazla abartıyoruz bilemedim..

creep dedi ki...

keşke o kıza sorsaydın.
Mutlaka İzmir'lidir.

Uyumsuz dedi ki...

Creep, ben de İzmirliyim gerçi ama İstanbul'da kimseye cesaret edemiyorum iyi yüzümü göstermeyi :)

creep dedi ki...

lütfen gösterki şanımız yürüsün orada.
bayansan yanlış anlarlar değilmi?