Tam da cuma akşam üstü rehaveti içinde bloga ne yazsam diye kafa patlatmıştım. Yetmedi ofistekilere sardım konu bulun diye. Tam da işte budur diyeceğim fikir gelmişti ki bir arkadaşımdan, akşam evde gördüm ki Diyarbakır Mahkemesi benim yazılarımın okunmasını yasaklamış. Hayır efendim işte erişim engellendi, Digitürk falan savunmasından bana ne, resmen yazılarımın okunması yasaklanmış, bunun başka tanımı yok.27 Ekim 2008 Pazartesi
Ne bu şimdi ?
Tam da cuma akşam üstü rehaveti içinde bloga ne yazsam diye kafa patlatmıştım. Yetmedi ofistekilere sardım konu bulun diye. Tam da işte budur diyeceğim fikir gelmişti ki bir arkadaşımdan, akşam evde gördüm ki Diyarbakır Mahkemesi benim yazılarımın okunmasını yasaklamış. Hayır efendim işte erişim engellendi, Digitürk falan savunmasından bana ne, resmen yazılarımın okunması yasaklanmış, bunun başka tanımı yok.18 Ekim 2008 Cumartesi
Okurun ukalası
Eskiden düzenli kitap okuyan insanlar vardı. Bu alışkanlıklarıyla ilgili çocukluklarından beri her gördükleri yazıyı tutkuyla okumaya bayıldıklarından bahsederlerdi. Mesela tabelalar, televizyonda izledikleri bir film ya da dizinin oyuncu kadrosu ve tabi ki günlük gazeteler şeklinde de sıralardılar.15 Ekim 2008 Çarşamba
Fakirlik utancımdır
Yoksullukla ilgili yazmaya gerek var mı ki bilemedim aslında. Zira sokağa adımımı attığım anda her yanımı kuşatıyor yoksulluk. Ve bunun o kadar çok acı yanları var ki..Aklımı sağlam tutmak için yağmurlu gecelerde uyumak için yattığımda düşünmemeye çalışıyorum o anda bu soğuk havaya hiç de gönüllü olmadan maruz kalanları..
Ve yine delirip seri katile dönüşmemek için ramazan bahanesiyle gösteri yapıp fakir mahallelerde insanlığa aykırı erzak dağıtanların haberlerini es geçiyorum..
" Müslüman ülkede sokak çocuğu olmamalı." diyen hocayı içim sızlayarak onaylıyorum. Bırak sokak çocuğunu dünyada çocuk ölümlerinin en fazla olduğu ülkeler sıralamasında müslüman ülkelerin başını çektiğini hatırlamak bile utandırıyor insanı. " Sen tokken komşun açsa bu uygun değildir." diye sana söylemi olan bir dine inanıyorsan hele !
" Dünya barışı istiyorum." sözü dalga geçilen güzellik yarışması kilişelerinden olsa da bunun aslında dünyadaki açlığa ve ekonomik haksızlığa tek çare olduğunu da göz ardı etmemek gerek.
"We're The World" şarkısını söyleyenlerin tüm dünyada 2 milyar dolar toplayıp açlık sınırındaki Afrika ülkelerine yardım edildiği aynı yıl başta ABD olmak üzere birçok ülkenin aynı fakir ülkere 700 milyar dolarlık silah sattığını da bilmek gerek.
Darfur'u akıldan hiç çıkarmamak..
Gaziantep'te bitşampuanı bile bulamayan Sokak Çocukları Derneklerini unutmamak..
Ortaklaşa giydikleri ayakkabıyı teslim etmek için son derse girmeyen sabahçı kardeşin eve gidip öğlenci ablasına ayakkabısını teslim ettiği çocuklarla aynı ülkede yaşadığımızı öğrenmek gerek..
Sizin çöpünüzün bir başkasının hazinesi olduğunu da..
24 Eylül 2008 Çarşamba
Işınla beni Scotty !
Çocukken yıl 2000 uzak ve bir o kadar da gizemli bir yıldı. Üstünden 8 yıldan fazla oldu geçeli, bırakın gizemini, geriye dönüp bakınca benim çocukluğumun 80li yılları bile 2000 yılı denen o sözde büyülü yıldan bile daha parlaktı.12 Eylül 2008 Cuma
REM Bayrami
Lise yıllarına ait bir yaz tatiliydi, Bryan Adams İstanbul'da stadyum konseri vermek icin benimle ayni sehri paylastiginda. Türkiye'nin ilk yabancı Rock stadyum konseri olması, bir grup arkadaşın servisle kalkip Izmit'ten İstanbul'a bu konsere gelmesi ve sahada çimlerin üzerinde daha önce hep televizyonlarda ve dergilerde görmenin ötesinde hayal edemediğimiz kanlı canlı bir adamı izliyor olmanın verdiği o coşku zaten tarif bile edilemezdi. Tum bunlara konserin aylar öncesinden duyurulması ve sabırla o günü beklemenin heyecanı da eklenince o gece verdiği konser ve sahne performansı nasıl olursa olsun Türkiye'de bir ekolü başlattığı için bile Bryan Adams'a saygım sonsuzdur.Öncelikle Türkiye'de geniş kitleli konser izlemek başlı başına etkiliyeci bir olay. Trafikte, marketlerde bazen yığınlar halinde sizi delirtebilen Türk insanı, o konser alanında izlemeye geldikleri grupla ahenk içine tüm şarkılarda gruba eşlik ederken daha önce görülmemiş bir uyum olustururlar. Zaten bu yüzden de ilk kez konsere gelen gruplar bu ilgi ve beğeni karşısında yaşadıkları ego tatmini yüzünden Türkiye'yi bir sonraki turne listelerine eklemeden edemiyorlar. Ama siz sakin REM bir daha gelir o zaman giderim demeyin tabi :P
Freddy Mercuy ve Kurt Cobain sonrasi hayatımda hiç bir zaman Queen ve Nirvana konseri izleyemecek olmamın acı yüzleşmesini adamlar henüz hayattayken REM ile telafi edebilmek. Zira solist Mike Stipe hastalık derecesindeki zayıflığı yüzünden yıllardır ha öldü ölecek diye bekliyorum.
Ve REM`i diger bir suru gruptan ayiran onemli ayrintilar:
Seksenlerin basindan bu yana yaptilari muzigi cagin getirdi modernlikle kendilerinden degil sadece tarzlarindan odun vererek gene de cok iyi isler cikaran bir grup olmalari.
Losing My Religion sonrasi kendi kitlelerini asarak genel bir popularizm patlamasi yaratmis olmalarina karsin bunu goz ardi ederek kendi cizgilerinde yol almaya devam etmis olmalari.
Cok sik album cikarmalarina karsin kaliteyi bozmamalari.
Goz boyuyan sahne gosterileri, savunduklari politik ya da sosyal gorusleri Bono gibi milletin gozune sokmadan aktivist duruslari, hicbirinin yakisikli, hatta karizmatik olmamasi ve hatta ozel hayatlari hakkinda en ufak bir bilgimizi olmamasi..
Kisaca sadece yaptiklari ve bu yuzden de inandiklari muzikle on planda olmalari..
O yuzden gidilesi bir konser olacak, 4 ekim cumartesi siz de orada olun..
Yeni baslayanlar icin indirilmesi kacinilmaz REM parcalari:
- Man On The Moon
- Leaving New York
- Drive
- Sweetness Follows
- The One I Love
20 Ağustos 2008 Çarşamba
Şehre müzik grubu gelmiş
Led Zeppelin - Queen - Prince - Guns N Roses - Sex Pistols - Deep Purple - Rolling Stones - Crowded House - Smashing Pumpkins - Green Day - Alice In Chains - Blur - Blind Melon - Madonna - White Snake - U2 - Cranberries - Nince Inch Nails - Gorillaz - Beach Boys - Muse - Red Hot Chili Peppers - Cars - Radiohead - Dead Presidents..Odama kapanıp bunları dinlediğim o ilk gençlik yılları boyunca yaşamak istediğim şehir de aynen böyleydi.
Bu yine daha sakin gözüküyor..
30 Temmuz 2008 Çarşamba
Açılın Çinliler geliyor !
8 Ağustos'ta dünyanın en yüksek katılımlı organizasyonu, Olimpiyat Oyunları Pekin'de başlıyor. Bundan yedi yıl önce aralarında İstanbul'un da olduğu beş kentin kapıştığı evsahipliği oylamasında resmen dünyayı tehdit ederek seçilmeyi başardığı günden bu yana Çin'in başkenti onbeş gün sürecek bu gövde gösterisine hazır.1992 Barcelona Oyunları'na yılına kadar Soyvet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğini'nin kabak tadı veren ezici üstünlüğünü bile aratabilir bu hırslı Çinliler. Çünkü biz 1993 yılından beri Olimpiyatlara ev sahipliği yapmak için kasarken bu adamlar yeni doğmuş bebeklerini ilerinin Olimpiyat yıldızları yapmak için teker teker elden geçirmeye başlamışlardı. Şimdi o binlerce kişilik üstün atlet ırkıyla yarışmalardaki o heyecanı söndürecek ezici bir üstünlük sağlayacaktır.
1936 Berlin Olimpiyatları Nazilerin arenasıydı ama orada bile ari ırk safsatasını yerle bir eden Jesse Owens'ın Hitler'i stadyumu terk ettirecek başarısı beklenmedik bir yanıt olmuştu.
1968 Mexico'da kürsüdeki siyahların havaya kalkan yumruklarıyla ırkçılağa karşı yarım kalmış yanıtın devamı geldi.
1972 Münih'te kazananlardan çok kaybedenlerin anıldığı Olimpiyatlar oldu. Filistinli teröristlerle gece uykularında basılan İsrail'li atletlerin mücadelesinde her iki taraf da çıkan çatışmada ağır ölümlü bir sonuçla beraber kaldı.
1980 İngiltere hariç hiçbir batılı ülkenin katılmadığı Moskova ise zaten başlı başına bir Komünizm Olimpiyatlarıydı ve dünyada katılımcılardan başka kimsenin ilgi göstermediği bu olimpiyatlar en az anımsanan oyunlar olarak kaldı.
1984 Los Angeles ise bir öncekinin tam tersi kapitalist tepki şeklindeydi.
Ve 1988 Seul'de geldiğinde Olimpiyatlar nihayet ırk, din ve politikanın gölgesinden uzakta ancak bu sefer bir tüp idrarın şöhretiyle anıldı. Kazanan 100 metrede birinci gelen atlet değil doipng testinden temiz çıkan ikinci atlet Lewis oldu.
Dört yıl önce tembel Akdenizli Atina son dakikada yetiştirmesine rağmen Olimpiyatlara iyi bir ev sahipliği yapmıştı. Şimdi bu manyak Çinliler dünyaya meydan okuyan bir Komünizm gösterisinde daha açılış gecesinden başlayacaklar gözlerimizi boyamaya.
Açılış gecesinin hemen ardından sahneye Rumen atletleri silip süpürecek plastik bedenli jimnastikçiler, daha önce hiç havuzda görmediğimiz ışık hızında yüzücüler, hatta neredeyse yüzmetre koşuda karaderililere kafa tutan çekikler çıkacak. Altın madalyaları silip süpürüp, kazara kazanmak zorunda kaldıkları gümüşlerle idare edip bronzları dünyanın geri kalanına bağışlayacaklar.
Depremdir, Tibet'e tepkilerdir, insan haklarını hiçe sayan tutuklular yüzünden aldığı politik baskılardır umursamadan gayet hazır bir şekilde gün sayıyor milyarlık Çin.
Bakalım asıl dünyanın geri kalanı biz bu meydan okumaya ne kadar hazırız, haftaya göreceğiz.